Askere Hangi Aylarda Alıyorlar? Kayseri Günlüğünden Bir Hikâye
Kayseri’nin sabah serinliğinde, penceremin önünde otururken fark ettim ki, kafamda tek bir soru dönüp duruyordu: askere hangi aylarda alıyorlar? İçimde bir heyecan, bir kaygı, bir belirsizlik karışımı vardı. 25 yaşındayım, hayatımın belki de en karmaşık dönemlerinden birindeyim, ve bu sorunun cevabı sanki geleceğimin zaman çizelgesini belirliyordu.
Postanede Gelen Mektup
O gün her zamanki gibi kahvemi yudumluyordum. Posta kutusuna bakmayı ihmal etmemiştim, çünkü babamın bana yazdığı küçük bir not vardı beklediğim: “Bugün bir haber gelebilir.” Kalbim istemsizce hızlandı. Posta görevlisi elime zarfı uzattığında içimde hem heyecan hem de korku vardı. Zarfın üzerinde “Askerlik Bildirimi” yazıyordu. Sanki bir anda Kayseri’nin dar sokakları bile bana dar gelmişti. Benim için askere hangi aylarda alıyorlar sorusu artık teorik değildi; cevap bu zarfta gizliydi.
Zarfı açarken ellerim titriyordu. İçimdeki küçük çocuk “Acaba Ekim’de mi, yoksa Mart’ta mı?” diye soruyordu. Ama benim duygusal tarafım zaten cevabı bildiğini hissetti; derinlerde bir yerde, bu haberin hayatımı sarsacağını biliyordum. Mektubu okumak, bir yandan heyecan verici bir macera başlatıyor, diğer yandan beni kendi köşeme çekiyordu. Hayal kırıklığı veya umut… hangisi ağır basacaktı?
Arkadaşlarla Sohbet
Posta kutusundan çıktığım gibi, telefonumu açtım ve en yakın arkadaşımı aradım. Onun sesi kulağımda sakin bir liman gibiydi. “Hey, mektup geldi mi?” dedi, ben de titrek bir sesle “Evet, ama bilmiyorum ne zaman başlıyor…” dedim. Arkadaşım gülerek “Biliyor musun, askere hangi aylarda alıyorlar genellikle belli dönemlerde, ilkbahar ve sonbahar gibi…” dedi. İçimde hem bir rahatlama hem de yeniden bir belirsizlik oluştu. İlkbahar mı, sonbahar mı? Her ayın kendi ritmi var ya… içimdeki umutla hayal kırıklığı birbirine karıştı.
Evdeki Sessizlik
O akşam ev sessizdi. Babam televizyon izliyordu, annem mutfakta yemek hazırlıyordu ama ben kendi odamda pencereden dışarı bakıyordum. Gökyüzü o kadar masum ve sakin görünüyordu ki, askerliğin ağırlığını bir an için unutmak istedim. Ama içimdeki hisler, özellikle askere hangi aylarda alıyorlar sorusunun verdiği bekleyiş, dinmiyordu. Mart mı? Haziran mı? Eylül mü? Her bir ay farklı bir hikâye sunuyordu kafamda.
Kendi kendime düşündüm, “Belki de bu belirsizlik, hayatın bana verdiği küçük bir sınavdır.” İçimdeki duygusal tarafım ağlamak istiyor, umut tarafım ise gülümsemek. Bu karmaşık hisleri yazmak için günlük defterime notlar aldım. Her satırda hem kaygımı hem de heyecanımı kaydettim. Kayseri’nin akşam ışıkları odamı doldururken, içimdeki çelişki biraz olsun hafifledi.
Bekleyiş ve Kabul
Haftalar geçti, mektubu aldığım günü hatırladıkça kalbim hâlâ hızlı atıyor. Arkadaşlarımla konuşmalar, ailemin bakışları, kendi içimdeki sorular… Hepsi bir araya geldiğinde, askerliğin ayı sadece bir bilgi olmaktan çıktı. Artık askere hangi aylarda alıyorlar sorusu, hayatın belirsizlikleriyle yüzleşme şeklim oldu. Martta mı gideceğim, Ekimde mi… hiç fark etmezdi; önemli olan bu bekleyişi ve hisleri kabul etmekti.
O akşam günlüğüme şunu yazdım: “Hayat bazen mektup gibi gelir; açtığında ne olacağını bilmezsin. Ama her satır, her haber, duygularını daha iyi anlamana yardımcı olur.” Kayseri’nin serin gecesinde penceremi açıp derin bir nefes aldım; umut ve korku yan yana duruyor, ama artık ben de onlarla birlikte durmayı öğreniyordum.