Sevr Antlaşması Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan Önce İmzalanmıştır, Doğru Mu?
Sevr Antlaşması ve Mondros Ateşkes Antlaşması… Bu iki terim, Türk tarihinin en kritik anlarından birine işaret eder ve birçoğumuz, okul sıralarında bu anlaşmalar hakkında bilgi edinmişizdir. Ama, özellikle “Sevr Antlaşması Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan önce mi imzalanmıştır?” sorusu, bence çoğu zaman kafa karıştırıcı olabiliyor. Hani bu tür tarihler arasında sıklıkla karışan olaylar vardır ya, işte bu da onlardan biri. O yüzden gelin, birlikte bu soruyu bir kez daha anlamaya çalışalım.
Sevr ve Mondros: Kısaca Hatırlayalım
İlk olarak, bu iki antlaşmanın ne anlama geldiğine kısaca göz atmakta fayda var. Mondros Ateşkes Antlaşması, 30 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nda mağlup olmasının ardından imzalanmıştır. İtilaf Devletleri, Osmanlı’nın teslim olmasını ve düşman askerlerinin Osmanlı topraklarında serbestçe hareket etmesini sağlamıştır. Bu anlaşma, Osmanlı İmparatorluğu’nun fiilen sona ermesinin zeminini hazırlamıştır.
Sevr Antlaşması ise, 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Bu antlaşma, Osmanlı Devleti’ni parçalamayı hedefleyen ve Türk milletinin tarihini derinden etkileyecek çok ağır şartlar içeriyordu. Yani, Mondros’tan yaklaşık iki yıl sonra imzalanmıştır. Şimdi, bu bilgiler ışığında, “Sevr Antlaşması Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan önce mi imzalanmıştır?” sorusunun cevabını arayalım.
Sevr Antlaşması Mondros’tan Önce mi İmzalandı?
Hayır, Sevr Antlaşması Mondros’tan sonra imzalanmıştır. Yani, Mondros Ateşkes Antlaşması 1918’de imzalanmış, Sevr ise 1920’de. Bu tarih sıralaması, basit gibi görünse de birçok insan için kafa karıştırıcı olabilir çünkü her iki antlaşmanın da sonuçları birbirine çok benzer, hatta bir nevi birbirini tamamlar nitelikte. Mondros, aslında Osmanlı Devleti’nin teslimiyetini simgelerken, Sevr Antlaşması daha da derinleşen ve Osmanlı topraklarında bir dizi bölünmeyi öngören bir anlaşma olarak karşımıza çıkıyor.
Benim aklıma hep şöyle bir soru geliyor: Mondros’tan sonra ne oldu da Sevr gibi bir antlaşma imzalandı? Hani, Mondros zaten tüm direncimizi kırdı, geriye ne kaldı ki diye insan düşünmeden edemiyor. Ama işte Sevr, sadece bir antlaşma değil; aynı zamanda bir ulusun direnişinin, bir halkın “hayır” dediği bir anlaşma oldu. Bu nedenle Sevr Antlaşması, tarih kitaplarında bir “kurtuluş mücadelesi”nin başlangıcı olarak yerini aldı.
Sevr Antlaşması’nın Korkutucu Şartları
Sevr’in getirdiği şartlar, o dönemin Türk halkı için gerçekten yıkıcıydı. Antlaşma, Osmanlı İmparatorluğu’nu, tam anlamıyla bir avuç toprak parçasına hapsedecek şekilde düzenlenmişti. Bu antlaşmanın en dikkat çeken maddelerinden biri, Ermenistan ve Kürdistan gibi bağımsız devletlerin kurulması için verilen onaydı. Ayrıca, İstanbul’un ve Çanakkale Boğazı’nın yabancı devletler tarafından kontrol edilmesi, Osmanlı topraklarının büyük bir kısmının İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmesi gibi çok ağır hükümler vardı. Peki, böyle bir antlaşma nasıl kabul edilebilirdi? İşte tam bu noktada, Türk halkının gösterdiği karşı koyuş ve Kurtuluş Savaşı’nın tohumları atılmaya başladı.
Birçok kişi, “Sevr Antlaşması’nın neden imzalandığını” sorgular. Gerçekten de, o günlerde Osmanlı hükümeti, zor bir durumda kalmış ve son çare olarak teslim olma yolunu seçmişti. Ama bana sorarsanız, Sevr, tarihin en kötü anlaşmalarından biri olmaktan çok daha fazlasıdır; o, bir milletin direnişinin simgesidir. Şu an 21. yüzyılda yaşıyor olsak da, bu antlaşma, bugün bile ülkemizin tarihindeki en karanlık dönemlerden biri olarak anılmaya devam ediyor.
Mondros’un Ardından Sevr’e Geçiş: Neden İki Yıl Beklendi?
İşte asıl önemli soru da burada yatıyor: Neden Mondros’un hemen ardından Sevr Antlaşması imzalanmadı? İki yıl arayla imzalanmasının ardında, hem iç hem de dış faktörler etkili oldu. Mondros’tan sonra Osmanlı toprakları, fiilen İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmeye başlandı. Ancak bu sırada, Türk milletinin direnişi de şekillenmeye başlamıştı. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, Anadolu’da kurtuluş mücadelesini başlatarak, Sevr Antlaşması’na karşı ciddi bir karşı koyuş sergilediler. Bu yüzden, aslında Sevr Antlaşması, Türk Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktalarından biri haline gelmiştir.
Sevr, büyük bir teslimiyet anlaşmasıydı, ama aynı zamanda Türk halkının nasıl direneceğinin ve bağımsızlık için ne kadar mücadele edeceğinin de bir göstergesiydi. Mondros’tan sonra imzalanması, aslında Kurtuluş Savaşı’nın en güçlü temellerinin atılmasında bir dönüm noktası oldu. O yüzden Sevr’i sadece bir “tarihi hata” olarak görmek bence çok dar bir perspektif olur. Bu antlaşma, aynı zamanda bağımsızlık için verilen mücadelenin simgesi olarak da kabul edilmelidir.
Bugün ve Gelecek: Sevr Antlaşması’nın İzleri
Bugün, Sevr Antlaşması’nın izleri hâlâ hissediliyor. Türk milletinin bağımsızlık mücadelesine ilham veren bir dönüm noktası olmasının yanı sıra, bugünkü politikalarımızı da şekillendiren bir referans noktasıdır. Zaman zaman “Sevr korkusu” diye bir şeyden bahsedilir. Ama bu korkunun, aslında bir halkın “yeniden birleşme” arzusunun simgesi olduğunu kabul etmek gerekir. Sevr’i anlamak, sadece bir tarihi olayın ötesinde, bir milletin özgürlük mücadelesinin temellerini anlamak anlamına gelir.
Sevr Antlaşması’nın gerçekten ne kadar ağır bir anlaşma olduğunu fark ettiğinizde, her bir bireyin o dönemdeki direnişi ne kadar önemliydi, daha net bir şekilde görebiliyoruz. Bugün, bu tür antlaşmaların tartışıldığında, sadece tarih kitaplarından değil, bireysel olarak toplumsal hafızamızdan da çıkarılacak dersler olduğunu düşünüyorum. Belki de Sevr, sadece bir antlaşma değil; aynı zamanda bir halkın geleceğine sahip çıkma kararlılığının da bir simgesidir.